Bu Bir Davettir!



Her şeyin bir yana dağıldığı anlar vardır ya hani... Bütün unvanlarınız, yaptığınız işler, okuduğunuz okullar her şey, her şey bir anda yerle bir oluverir.
 

13 Şubat Cuma da öyle bir gün oldu benim için. Bir haber duydum, sonra okudum, sonra  izledim... Doğru olduğuna inanmak istemedim, öfkelendim, çok kızdım, çok kırıldım, çok incindim. Gerçekti... Yüzleşmekten utandığımız, korktuğumuz ve ne yazık ki her seferinde unuttuğumuz bir gerçek...  
 

20 yaşında üniversiteden evine dönen gencecik bir insan... Bir dolmuşa biniyor ve sonra... Sonrası var mı? Yok! Bir sonrası yok, bir sonrası olamıyor... 20 yaşında gencecik bir insanın evine, yuvasına, anne babasının kanatlarının altına doğru çıktığı yol, sonu oluyor... Kim, nasıl yapabilir bunu?
 

Bir evlat, 2 kızkardeşle büyümüş bir kadın, 2 kız çocuğu sahibi bir anne, en önemlisi de bir insan olarak, ben bunun cevabını veremiyorum. Yaşım, eğitimim, yöneticiliğim, okuduğum, gördüğüm, bildiğim bu cevabı vermeye yetmiyor.
 

Sorup duruyorum kendi kendime, günlerdir... Bir eve böyle bir haber nasıl gider? Kendimi bu haberi veren komşunun, polisin, avukatın, doktorun yerine koyuyorum, boğazım düğümleniyor.
 

Bir evde böyle bir acı nasıl yaşanır? Ertesi gün öğretmeni bu gencecik öğrencinin kağıdına; arkadaşı, onunla birlikte girdiği sınıfa, okulun kapısına nasıl bakar, ne düşünür? Empati kurmaya aklım, kalbim yetmiyor. Zor, tahayyül ötesi...
 

Başka bir şey yapmalı, bir şey gelmeli elden!
 

Unutmamak, unutturmamak gerekiyor artık. Bir zihniyet devrimi gerekiyor. Şiddetin kadın-erkek meselesinden öte bir sorun olduğunu kavramak zamanı çoktan geldi ve hatta geçiyor.
 

Herkesin, kadın ya da erkek hepimizin şapkamızı önümüze koyup düşünme zamanı şimdi.
 

Ne yapıyoruz? Nasıl karşı koyuyoruz? Nerede yanlış yapıyoruz bir düşünmek lazım. Korkarak korunmak çözüm değil. Çocuklarımıza, gençlerimize “ evden çıkma”, “erken dön”, “aman yalnız dolaşma demekle” aşılmaz bu mevzu. Şiddet, artık bir evin, bir sokağın, bir şehrin, bir ülkenin mevzusu değil. Şiddet; mağduru sadece kadın, faili ise sadece erkek olan bir olay da değil. Şiddet bir gerçek. Şiddet kadın, erkek, çocuk, genç, yaşlı demeden herkesi hedef alabilecek, dolu bir silah. Kimin elinde olduğu da belli değil, hangimizi vuracağı da.
 

“Kimseye güvenme”, “kimseyle konuşma”, “kimseye bakma”, “gördüğün zaman çevir başını, aman sen karışma” telkiniyle de olmaz, yürümez bu iş.
 

Kadına bağırmayı, dövüşmeyi, biber gazı taşımayı önermek ya da öğretmek de değil çözüm.

“Gece çıkmasaydı”, “karanlığa kalmasaydı”, “mini etek giyinmeseydi”, “bacak bacak üstüne atmasaydı” diyenlerin sözüne bakmakla da olmayacak.


Biz İstanbul Kültür Üniversitesi olarak 3 yıl önce Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezimizi kurduk. Yeri geldi şiddete hep beraber hayır dedik, yeri geldi imza verdik, söyleşiler yaptık, eğitimler düzenledik. Fakültelerimiz ayrı emek verdi, Merkezimiz ayrı, Yayınevimiz ayrı…  Peki sonuç? Sonuç, ortada. Sonuç, bugün geldiğimiz nokta! Demek ki yetmiyor, demek ki daha fazlası gerekiyor!
 

Kadına şiddet kimin yüreğini titretip, boğazını düğümlediyse, kime kendisini çaresiz hissettirdiyse işte o, bizim Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezimizin bir üyesidir. Merkezimizin yeri belli İstanbul Kültür Üniversitesi. Merkezimizin adresi açık: kadmeryonetim@iku.edu.tr. Eleştirelim, sorgulayalım, düşünelim, üretelim. Bu bir açık davettir.
 

Çünkü bir zihniyet devrimi lazım artık bu konuda, bütün dünyaya.
 

Unutmamak ve unutturmamak için. Çünkü şiddet ne kadının ne de erkeğin meselesi.
 

Sıfırdan başlamalı gerekirse. Ana sınıfından değil ana karnından, ana-baba kucağından başlamalı insan hakları bilinci.  
 

Şiddete karşı bir kültür ve eğitim seferberliği olmalı. Çocuğu, genci, yaşlısı, hukukçusu, doktoru, öğretmeni, politikacısıyla birlikte... Köyden kente, ülkeden dünyaya...  
 

Hemen şimdi!

Aksi takdirde...

Aksini düşünmek dahi istemiyorum.


Dr. Bahar Akıngüç Günver

İstanbul Kültür Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı  

 

 

GERİ